Peki bu FOMO canavarını kontrol altına almak için neler yapabiliriz? 

Yazıyı yazmak için bilgisayarın başına oturdum. Önce Internet bağlantımı kontrol ettim. İyi, bağlıyım, çalışıyor. Hotmail’e bir bakayım, gelen mesaj var mı… Facebook da açık dursun. Aa, Özlem daha yeni tatile gitmemiş miydi? Ebru da Londra’daymış. Maşallah, ben hariç herkes tatilde. Bir taraftan da Twit’ler akmaya devam etsin. Sağanak yağış geliyormuş. Ersun Yanal fikstürden memnunmuş.  Fazıl Say’ın Çeşme konserleri varmış… Telefonumu da şöyle yanı başıma alayım. What’s up mesajlarımı, gelen aramaları, SMS mesajlarımı kaçırmamalıyım. Karşımda TV de açık; ses kısık da olsa ekrandaki görüntülere ara sıra bakıyorum.

 Hiç bir şeyi kaçırmamalıyım.

 Peki siz şu anda ne yapıyorsunuz? Bu yazıyı okurken, 

  • Facebook’a girip çıkıyor musunuz?
  • Twitter’da akan haberleri sürekli yeniliyor musunuz?
  • Bilgisayarda başka bir işle uğraşıyor musunuz?
  • Telefonunuz açık ve yanı başınızda mı?
  • What’s uptan mesaj gönderip alıyor musunuz?
  • SMS mesajları gönderip alıyor musunuz?
  • Arkada müzik açık mı?
  • TV açık mı?
  • Yazıyı gerçekten okuduğunuzdan emin misiniz?
  • Bende bunların hepsi açık; ben yazı yazdığımdan emin miyim?

Çoğunun cevabı evetse, siz de bir FOMO mağduru olabilirsiniz. FOMO, İngilizce’deki açılımıyla “Fear of Missing Out”. Henüz Türkçe’ye yerleşmiş bir karşılığı ya da kısaltması yok, ama “Bir şey kaçırıyor muyum korkusu” olarak çevrilebilir. Bugünün gençliği, özellikle de medya ve teknoloji anlamında, tek bir işle uğraşğında kendini adeta yoksun hissediyor. Daha çok 13-33** yaş arası görülen ama genel olarak da artışa geçen FOMO, bir şeylerden geri kalmama ihtiyacından kaynaklanan kompülsif, yani takıntılı bir durum olarak tanımlanıyor. Belki böyle bir sosyal anksiyete geçmişte de hep vardı, ama özellikle sosyal medyada gerçek zamanlı bilgi patlamasıyla birlikte FOMO bugünün dünyasında zirveye ulaşmış görünüyor.

FOMO’nun semptomları arasında çocuğun sürekli telefon ya da bilgisayarını mesaj, twit ve statü güncellemeleri için kontrol etmesi; bir arkadaş grubuyla birlikteyken orada olmayan arkadaşlarına mesaj gönderip sosyal medya sitelerinde gezinmesi; bir mağazada birşey satın alırken acaba başka yerde daha iyisini bulur muyum endişesiyle çok zor karar verebilmesi; yolda telefonun ekranında kırmızıya dönen pil görüntüsünün paniğe ve sıkıntıya yol açması sayılabilir.

Bu ayın başında İngiltere’de düzenlenen Çocuk Medya Konferansı’nda (Children’s Media Conference), FOMO, bugün çocukların medya tüketimi ve medyayla olan etkileşimine en temel etmen olarak ön plana çıktı (Konferansta ayrıca çocukların medya tüketimini nasıl ve ne zaman bırakmaları gerektiğini bilmedikleri ortaya çıktı ve bir “içerik obezitesi salgını” mı yaşıyoruz sorusu gündeme geldi).

Birşey mi kaçırıyorum korkusunu taşıyan kişi, kendi bulunduğu yer hariç etrafta başka ne var ne yoksa ona odaklanıyor ve acaba benim şu anda burada olmakla yaptığım seçim bir hata mı, acaba başka bir yerde birileri daha eğlenceli, daha iyi bir şeyler mi yapıyor, birileri daha güzel yemekler mi yiyor, daha iyi filmler mi seyrediyor, daha iyi bir tatil mekanında mı, daha mı çok gülüyor, daha mı iyi hissediyor ve benzeri kaygılar taşıyor. Etrafta olup bitene sosyal medya ile birlikte saniye saniye bu derece gark olmuş çocuk ve gençler ve de yetişkinler, arkadaşları bilmem nerede “check-in” yapıp müthiş eğlenceli bir ortamda olduğunu belgeleyen resimlerini vücutlarından çıkan sarı sıvıyı yarıştırırcasına sosyal medya ortamlarına koyunca, kendilerini yalnız, mutsuz, depresif, başarısız, geri kalmış hissedebiliyor.

Bu tür duygusal tepkilerin ötesinde, FOMO fiziksel tepkilere de yol açabiliyor:  Terleme, kaşınma, sürekli klavyeye tıklayarak Twitter’da haber akışını tazeleme ihtiyacı duyma, bunu yapamadığında kendini gergin hissetme gibi durumlar, bu duygunun getirdiği fiziksel sonuçlar arasında bildiriliyor.**

Sonuç olarak FOMO zararlı bir duygu durumu. Bir kere verimsiz geçen çok önemli bir zaman dilimi var. Sürekli, kontrolsüzce bilgisayar ya da telefon başında kim ne yapmışla ilgilenen çocuk, bir şeye odaklanamıyor, birşey üretemiyor. Genellikle kalitesiz ya da içi boş içerik bombardımanıyla karşı karşıya olduğunda, entelektüel bir birikim yapamıyor. Çocuklar ve gençler, bu kadar çok seçenek varken ne yapsam zaten bir şeye yetişemiyorum, hep eksik kalıyorum duygusuyla toptan her şeyi bırakabiliyorlar. Bilgi bombardımanı altında paralize hale gelip yönlerini kaybedebiliyorlar. Sürekli bilgisayar ve telefon kullanımının fiziksel zararları da ayrı.

Ayrıca içinde bulundukları ana odaklanamayıp anın güzelliğini kaçırabiliyorlar.  Farkında mısınız, Internet’te ne kadar çok resim dolaşıyor; bir sürü genç insan masanın etrafında oturmuş; hepsi başları önlerinde telefonlarıyla meşguller.  Sözde buluşulmuş, ama hiç biri orada değil. Doğru dürüst göz teması kurulamıyor, bir göz bir el sürekli telefonda; doğru dürüst iletişim hiç kurulamıyor, çünkü sürekli gelen giden mesajlar, yenilenen twitler, Facebook haberlerinin olduğu bir ortamda birbirini dinlemek ne kadar mümkün? Böyle konuşunca sanki ben kendimi bundan tamamen soyutlayabilmişim gibi bir sonuç ortaya çıkmasın. Sadece çocuklar ve gençler değil, yetişkinler de bu hale gelmedi mi?

Dijital ortamdaki FOMO’nun gerçek hayattaki bir uzantısı da bir şeye bağlanamama ya da maymun iştahlılık olabilir. Hep daha iyi bir seçenek var mı acaba duygusuyla yaşayan genç, büyük olasılıkla ileride bir işe ya da duygusal bir ilişkiye girdiğinde, işinde de eşinde de tutunamama sonucuyla karşı karşıya gelebilir. Mücadeleye gerek yok, nasılsa daha kolayı vardır; sebat etmeye gerek yok, bunu bıraksam nasılsa daha iyisini bulurum; bununla zaman harcamayayım, mutlaka daha güzeli vardır… Bir ilişki içine girip devam ederken, acaba daha iyisini mi kaçırıyorum duygusu uzun soluklu, derin, anlamlı ilişkiler kurulması önünde bir engel teşkil edebilir.

Ayrıca aman yarışta geri kalmayayım, aman kaçırmayayım korkusuyla sürekli program yapıp kendini aşırı yorma ve kontrolü kaybetme de bir diğer sonuç. Bu arada anne babalar arasında da çocuklarına yönelik FOMO’nun bugün daha yaygın hale geldiğini söyleyebiliriz. Facebook’tan Twitter’dan akan komşu çocuğunun bale görüntüleri, keman derslerinden videolar, eskrim kursunda çekilmiş  selfie’lerle birlikte bazı anne babaların içine ılık ılık bir FOMO duygusu yayılıyor ve çocuğu kaptıkları gibi nefes aldırmadan oradan oraya koşturuyorlar. Sosyal medyanın bu anlamdaki etkisi de yadsınamaz.

Peki bu FOMO canavarını kontrol altına almak için neler yapabiliriz? 

  • Farklı seçenekler arasında bir denge ve önceliklendirme yapabilmek, zamanımızı ve kaynaklarımızı dengeli kullanmak, bu konudaki yetileri hem kendimizde hem çocuklarımızda geliştirmek önemli. Ne istediğini bilmekseçim yapabilmekodaklanabilmekyönünü belirleyebilmekiçeride bir denge duygusuna ulaşabilmekbugünün dünyasında çok önemli ve erken dönemden itibaren geliştirilmesi faydalı  beceriler       
  • Öncelikle oturup çocukla konuşmak iyi olabilir: Neden bir şeyi kaçırmaktan bu kadar endişe duyuyor? Bu başkalarını kıskanma, başkalarına özenme, düşük özsaygı, popüler olma ihtiyacı gibi pek çok sebepten kaynaklanabilir. Tabii bunu yaparken bir gözünüz telefonunuzda ya da ekranınızda olmasın; yoksa söyledikleriniz samimi olmayacak ve çocuğa da bir anlam ifade etmeyecektir. Dolayısıyla, öncelikle kendimize dönüp bakmamız ve kendimiz de benzer durumda mıyız, öyleyse neden bu durumdayız sorularını kendimize sormamız iyi olabilir.
  • Çocuğa medya kullanımı konusunda, özellikle sosyal medyaya erişim anlamında belli bir kısıtlama getirmek faydalı olur, çünkü, Çocuk Medya Konferansı bulgularının da işaret ettiği gibi, çocuklar bunu kendileri yapamıyor; ne zaman ve nasıl duracaklarını bilmiyorlar.
  • Çocuklarla birlikte bu alanda kurallar belirleyebilirsiniz. Internet Keep Safe Coalition* adındaki kuruluş, dijital medya kullanımı için çocuklarla bir dijital medya sözleşmesi imzalanmasını öneriyor. Koalisyon, kararın doğrudan çocukla birlikte alınmasını salık veriyor. “Sence günde ne kadar bilgisayar/telefon kullanımı makul?”, “bu kural ihlal olursa ne yapmalıyız” gibi sorular sorabilirsiniz. Çocuklar mutlaka kuralların oluşturulmasında yer almalı ve kabul edilebilir kurallar olduğuna hemfikir olmalılar. Daha küçük yaşta çocuklar makul olmayan taleplerle gelse bile, yine de fikirlerini dinleyin ve onların da sizin fikirlerinizi dinlemesini sağlayın. Her iki tarafın da memnun olabileceği bir sonuca ulaşmaya çalışın. Sonunda, belirlediğiniz kuralları bir kağıda yazıp imzalayabilir, her iki tarafın da görebileceği bir yere asabilirsiniz
  • Evde birlikte geçirilen zamanlarda, örneğin akşam herkes yemek masasında bir araya geldiğinde, telefon ve bilgisayarlar kapalı tutulabilir. Böylece herkes birbirine odaklanabilir ve gerçek bir sohbet ve iletişim için bir ortam yaratılmış olur.
  • Çocuğun medya kullanımı konusunda farkındalık geliştirmesini sağlayabilirsiniz: Örneğin, “YouTube’da geçirdiğin şu kadar dakikada bir konsere gidebilirdin ya da arkadaşlarınla basketbol oynayabilirdin ya da şu kadar kitap okuyabilirdin” gibi…
  • Akıllı telefonları alarm saati olarak kullanmayıp, telefonu gece çocuğun uykusunu bölmeyecek bir yere koyabilirsiniz.
  • Dijital medya sizin için önemli olmayabilir. Oysa bugünün çocukları, doğrudan dijital bir dünyanın içine doğan bambaşka bir kuşak. Onların dünyasında her şey çok farklı ve çok hızlı değişiyor. Çocuk Medya Konferansı’ndan çıkan bir sonuca göre, çocuklar Facebook ve Google’ı “çok yavaş ve yaşlılar için” diye tanımlamışlar. Belli bir yaşın üzerinde olup bu dünyaya doğmayanlar “dijital göçmen” olarak anılıyor. Dijital kuşakla dijital göçmenlerin birçok konudaki alışkanlıkları ve düşünceleri çok farklı. Dijital medyayı saçma ya da zararlı bulsanız bile, bugünün çocukları için bunun önemli ve kaçışı olmayan bir gerçek olduğunu kabullenmek ve çocuğa bu çerçevede saygı göstererek iletişim kurmaya çalışmak gerekiyor.

Dijital medya kullanımımızı dengede tutabildiğimiz sürece, farkındalıkla kullanabildiğimiz sürece, aslında bu dünya müthiş kapılar açabiliyor. Belki başkalarının neler yaptığını görmek, dünyanın sunduğu zengin seçenekleri görmek daha faal olmamızı, güzel etkinliklerden haberdar olup hayata daha çok katılmamızı da sağlayabiliyor. Ama dijital medya farkındalık olmadan, kontrolsüzce ve dengesizce kullanıldığında da mağdur oluyoruz. Takıntılı bir biçimde hiç bir şeyi kaçırmayayım derken acaba neleri kaçırıyoruz? Her şeyde olduğu gibi burada da denge önemli, farkındalık önemli, kontrollü olmak, sınırlar önemli… Bunun farkında olursak, mağdur olmayız.

Buldum. FOMO: “Farkında Ol, Mağdur Olma”.

*(http://www.ikeepsafe.org/digital-citizenship-2/how-to-set-digital-media-rules-with-your-kids/)

**http://www.jwtintelligence.com/production/FOMO_JWT_TrendReport_May2011.pdf

***Common Sense Media adındaki kurumun 2013 araştırmasına göre Türkiye’de iki yaşın altındaki çocukların %38’i daha doğru düzgün konuşmaya bile başlamamışken oyun oynama ya da video izleme amaçlı akıllı telefon veya tableti ellerine alıyor. Bu oran 2011’de %10 imiş. Çocuk 8 yaşına geldiğinde mobil cihaz kullanım oranı %72’lere kadar çıkıyor.