“Hatırlıyorum… Henüz emekleme aşamasında bir bebek bir barakanın kapısını açmaya çalışıyordu. Başaramadı. Kapı büyük ve ağırdı; bebek itekleyip duruyordu. Amerikalılar olsa kalkıp kapıyı onun yerine açardı. Blackfoot Yerlileri bebek kapıyla mücadele ederken yarım saat oturarak beklediler, ta ki kapıyı kendisi açana kadar. Oflayıp poflamış, ter içinde kalmıştı; ama sonra kendi kendine başardığı bu iş için herkes ona övgüde bulundu.”1
Maslow piramidinin fikir babası, ABD’li psikolog Abraham Maslow, 1938 yılında Amerika’da Blackfoot Yerlileri ile yaptığı antropolojik çalışmalardan bir gözlemini böyle aktarmış, çalışmalarının sonucunda, Blackfoot yerlilerinin çocuklarına Amerikalılardan daha çok saygı duyduğuna karar vermişti. Gözlemlerinde, neredeyse tüm kabilede, daha önce sadece Amerika’nın çok küçük bir yüzdesinde gözlemlediği bir duygusal güven gözlemlemiş, bunu da çocukluktan itibaren çocuğa sorumluluk verilmesine bağlamıştı. Çocukların iyilik ve gücü doğuştan itibaren içlerinde taşıdığına inanan Yerliler, bu tür zorlu ama sevgi dolu bir yetiştirilme tarzı ile bu erdemleri daha da güçlendiriyorlardı.
Düşünün, benzer bir senaryoda ne kadar dayanabilirsiniz? Ben kendi deneyimimden çok fazla dayanamadığımı biliyorum. Bir gün İstiklal Caddesi’nde yürürken, babasıyla birlikte yürüyen yabancı bir kız çocuğunun yere düştüğünü görmüş, babası yanında olmasına rağmen koşarak yanına gidip yerden kalkmasına yardım etmeye çalışmıştım. Sonra yaptığımın farkına varıp özür dilemiştim. Yabancı adam bana gülümseyerek sorun değil der gibi bakmıştı, ama aslında onun da istediği çocuğun kendi kendine ayağa kalkabilmesiydi. Tamamen iyi niyetle yardım etmeye çalışmış, ama çocuğu önemli bir öğrenme ve gelişim fırsatından yoksun bırakmıştım. Yani aslında ona yardım ederken hiç de yardım etmemiştim.
Benzer şekilde, çok insani güdülerle, çocuklara çabalamalarına yeterince zaman tanımadan onların yerine bir şeyleri yapmaya, cevaplamaya, onlara yardım etmeye eğilim gösteriyoruz, ama bu ne kadar faydalı?
Yapılan yeni bir araştırmaya göre2, verilen bir görev üzerinde sebatla çalışmayı öğrenen küçük çocukların üniversiteden mezun olma şansı diğerlerine göre %50 daha fazla. Okul öncesi çağda 430 öğrenciyle yapılan araştırma, okuma ve matematik alanlarındaki başarının üniversiteden mezun olmada, sebat gibi sosyal becerilere göre daha az belirleyici olduğunu ortaya koymuş.
Özellikle çocukların dikkatin çabucak dağılabileceği ortamlar ve gereçlerin tam ortasında yaşadığı bu çağda, bu özelliği erken yaşta kazandırmak belki de geleceğe yapılabilecek en büyük yatırım. Hatta en erken yaştan buna başlamak okuldaki başarı açısından da çok büyük önem taşıyabilir. Sorumluluğun, sebat etmenin  okul öncesinde öğretilmediği çocuk okula başladığında birden dikkat etmesi, sabretmesi, başladığı ödevi bitirmesi, sorumluluk alması gibi beklentiler ile karşı karşıya kaldığında haklı olarak sudan çıkmış balığa dönebilir. Sonra sanki bu onun sorunuymuş veya bir bozuklukmuş gibi bir yük altında bırakılabilir, olay ilaçlara kadar varabilir.
Sebatı geliştirmek için çocuğa istediği her şeyi hazır sunmamak iyi bir fikir. İstediği her şeyi kolayca elde edemesin. Örneğin Ipad almak istiyorsa, parayı kendisi kazansın ve biriktirsin. Yeğenim bunun için çok uzun bir süre para biriktirdi ve sonunda istediğine kavuştu. Sebat etmeyi ve paranın kolay kazanılmadığını öğrenmiş oldu. İstediğine kavuştuğu an yaşadığı haz da cabası.
Çocuklar bir şeyi çok istediklerinde ne olursa olsun koyduğunuz sınırlardan vazgeçmeyin. “Çok istediğini biliyorum, evet, çok da eğlenceli bir oyuncak. Sana hayır dediğim için bana kızgın olduğunu da biliyorum. Ama özür dilerim, bunun için parayı kendin biriktirmen gerekiyor, belki doğum gününe kadar biriktirebilirsin” tarzında, onu anlayan ama sınırlardan ödün vermeyen konuşmalar faydalı olabilir. Bunun bir diğer sonucu olarak, çocuk çektiği acının sonsuz olmadığını ve bir noktada üzüntüsünün sona ereceği deneyimini de erken yaşta edinmiş olur.
Çocuklar bir hedefe ulaşmak zorlaştığında vazgeçebilirler. Burada gerçekçi olmalarını teşvik etmek gerekir. Örneğin piyano çalmayı öğrenmek istiyorlarsa bunun kolay olmadığını, çaba gerektirdiğini vurgulayabilir, benzer yollardan geçen ünlü piyanistlerin hayat hikayelerini birlikte okuyarak destek verebilirsiniz. Aynı şekilde, Nobel Ödülü’nü kazananların ortak noktası, onları tanıyan kişilerin ne kadar sebatkar olduklarını anlatmasıdır. Yıllarca bir deney üzerinde uğraşırlar,  bir yere varamayınca ertesi gün hatalarından neler öğrendiklerine bakıp zaman kaybetmeden her şeye baştan başlarlar. Diğer taraftan, dahi derecesinde zeki insanların kolay vazgeçtikleri için yok olup gittiğine dair örnekler de o kadar çok ki.

Büyük lokmayı küçük parçalara bölmek de fayda sağlayabilir. Birlikte hedefe doğru küçük adımları belirlemek, adımlar tamamlandığında bunu kutlayıp bir sonraki adıma geçmek, bir zaman çizelgesi hazırlamak ve bunun takibini yapmak fayda sağlayan yöntemler olabilir. Bu hedefleri çocuk için değil, çocukla birlikte belirlemek de çocuğun hedefleri sahiplenmesini sağlayacaktır.
Sebat konusunda rol model olmak da önemli. Her Pazartesi diyete başlayıp her Salı diyeti bozan bir anne, çocuğundan bir plan yapıp ona sonuna kadar uymasını beklerken nasıl bir model teşkil ettiğini de hesap etmeli. Kendimiz ne kadar sebat edebiliyoruz?
Çabaya övgüde bulunmak bir diğer çok önemli nokta. Çocuğunuz yanlış sonuca da varsa, hatalar da yapsa, ortaya koyduğu çabadan ötürü takdir edin. Hatta sizinle sebat ederek sonuna kadar tartıştığı için bile bu çabasını takdir edin.
Sebat duygusal zekanın temel bileşenlerinden biri kabul edilen, insana hayat boyu fayda sağlayan bir karakter özelliği.  İyi olan, bunun öğretilebilmesi. Blackfoot yerlileri gibi sebatı bebeklikten itibaren öğretmeye başlamak belki de en sağlıklısı. Bırakın, düştüklerinde kendileri kalkmaya çabalasınlar. Bırakın o ağır kapıları kendileri açmaya çabalasınlar. Siz  o süreçte yanlarında durun, yol gösterin, motive edin, destek olun ve başardıklarında birlikte kutlayıp bir sonraki adıma devam edin.
Hatta bir dahaki sefere saat tutun. Bebeğiniz kapıyı açmaya çalışırken, çocuğunuz kendi başına bir problemi çözmeye çalışırken, yere düştüğünde kalkmaya uğraşırken bakalım kaç dakika sabredebiliyorsunuz?
1 Brentro, K.B.; Brokenleg, B; Bockern, V.B. (2014). Risk Altındaki Gençliği Yeniden Kazanmak, Solution Tree Press, LEAD Turkey.
2 Megan M. McClelland, Alan C. Acock, Andrea Piccinin, Sally Ann Rhea, Michael C. Stallings. Relations between preschool attention span-persistence and age 25 educational outcomes. Early Childhood Research Quarterly, 2012; DOI: 10.1016/j.ecresq.2012.07.008