Ji, ortaokula giden bir erkek çocuğu. Üstün akademik başarısıyla ünlü Kore’de yaşıyor.
Ji, ülkedeki öğrenciler arasında, en başarılı %1’lik dilimin içinde.
Ji, şimdi hapiste.
Çünkü Ji, annesini öldürdü.
“Ne pahasına olursa olsun bir numara olmalısın”
Ji annesini öldürdü, çünkü annesinin okuldaki veli görüşmesine gitmesini istemiyordu. En son sınavlarda aldığı düşük notları duymasından korkuyordu. Annesi ona sürekli, “Ne pahasına olursa olsun bir numara olmalısın” diyordu. Düşük not aldığı zamanlarda, onu dövüyor ve yemekten mahrum bırakıyordu.
Ji, annesini öldürdükten sonra sırrını sekiz ay boyunca sakladı. Her gün okula hiç bir şey yokmuş gibi gidip gelmeye devam etti. Komşulara annesinin şehri terk ettiğini söylüyordu. Cesedi kokmasın diye, odasının kapısını sıkıca bantlamıştı. Hatta her şey normal görünsün diye, arkadaşlarını ara sıra eve çorba içmeye davet ediyordu.
Ta ki onlardan ayrı yaşayan babası bir gün eve gelip cesedi bulana kadar…
Ji, mahkemede hıçkıra hıçkıra ağlayarak suçunu itiraf etti. Mahkeme ilk başta 15 yıl hapis cezasına karar verdi. Sonra hafifletici sebeplerden cezayı 3,5 yıla indirdi.
Herkesin kanını donduran olay, halk arasında ve medyada bir tartışmayı tetikledi: Suçlu kim?
Ortak görüş, asıl suçlunun Ji olmadığıydı. Suçlu, Ji’yi ve pek çok Koreli çocuğu çıldırtacak derecede boğan okul sistemiydi. Çocuğunu ne kadar yüksek not alırsa alsın daha da çalışmaya zorlayan “kaplan anne”, birçoklarına göre, kendi elleriyle kendi sonunu hazırlamıştı.
 
Kore’nin “Çıldırtan” Başarısı
Kore, akademik başarısı çok yüksek bir ülke. Uluslararası akademik başarıyı ölçen PISA1 sınavında her yıl başa güreşen ülkelerden. En son 2012’de yapılan sınavda, 65 ülke arasında 5. oldu. İlk 7 sırayı Asya ülkeleri paylaştı.
Başarılılar, çünkü “çılgınca” çalışıyorlar!
Kore’de bir ara öğrenciler “psikopat” denecek düzeyde çalıştığı için, hükümet ders çalışma yasağı bile getirmiş!
Olumlu açıdan bakıldığında, Asya ülkeleri çabanın performansı arttırdığına muhteşem bir örnek. Çalışkanlığın sonu kaçınılmaz başarı.
Ama ne pahasına?
Buna cevap vermek için önce tipik bir Kore okulunda zihinsel bir gezintiye çıkalım2.
 
Koreli öğretmen neden elinde sırt kaşıyacağıyla ders anlatır?
Kore’de öğrenciler sabah okula gelince, ayakkabılarını sınıfın önünde çıkarıyorlar. Parmak arası terliklerini giyiyorlar. Büyük olasılıkla hijyen amaçlı. (Okulda terlik başta kulağa komik gelebilir. Ama diğer taraftan çocukların kendini evde hissetmesini sağlayabilir. Terlik bizim ev kültürümüzde de var. Yabana atmamalı.)
Ayakkabılar çıkınca, çoraplar da meydana çıkıyor. Çocukların çoğu, renkli ve ve baskılı çorapları tercih ediyor. Okulda makyaj, küpe, uzun saç yasak. Dolayısıyla çocuğun kimliğini ortaya koyacak tek şey çorabının rengi ve baskısı. Kimlik ayaklar altında! Çocuğa baskı ne kadar çoksa, çoraptaki baskı da o kadar çok!
Kore’de çocukların bazıları sınıfa yastıkla geliyor. Neden mi? Çünkü öğretmen ders anlatırken öğrencilerin yarısı uyukluyor! Dersin sonunda öğrenciler zil sesiyle uyanıyorlar.
10 dakikalık teneffüs, çocukların hayat belirtisi gösterdiği tek zaman dilimi! Birbirleriyle konuşuyorlar, eğleniyorlar, telefonlarından sosyal medyaya giriyorlar, oyunlar oynuyorlar: Çocukların robottan çocuğa dönüştükleri kısa bir “uyanış” dönemi! Ders başlar başlamaz yastıkları kapıp tekrar uykuya dalıyorlar!
İşte öğretmenin elindeki sırt kaşıyıcısının sırrı da bu: Arada “sihirli değneği”yle uyuyanları dürterek uyandırıyor.
Bazı öğrenciler buna “sevgi sopası” diyormuş!
 
Bu çocuklar neden bu kadar uyuyor?
 Kore eğitim sisteminde olağanüstü bir rekabet var. Öğrenciler liseden sonra yılda bir kez düzenlenen ulusal bir sınava giriyorlar. Aynı bizim üniversite sınavımız gibi.
Bu sınav geleceklerini belirliyor. En yüksek puanı alanlar Kore’nin en prestijli birkaç üniversitesine girebiliyorlar, ama bu çok zor! Sadece %2’si bu okullara girebiliyor.
Dolayısıyla liseden mezun olmadan önceki iki yılı tamamen sınava hazırlanmakla geçiriyorlar.
Okul günü sonunda öğrenciler okuldan çıkıyorlar. Ama eve dönmüyorlar. Çıktıkları gibi başka bir okula gidiyorlar! Burada sınava hazırlanıyorlar.
Bu okul da akşama doğru bitiyor. Sonra akşam yemeği yiyorlar.
Peki buradan evlerine mi dönüyorlar sizce?
Hayır! Yemek bitince doğru yaja’ya! Yaja, Korece konser, sinema, disko falan demek değil: Öğretmen kontrolünde iki saatlik bir etüt çalışması. Internet’te sınavla ilgili dersler izliyorlar. Gün içinde aldıkları notları tekrarlıyorlar. Saat 9’a kadar böyle devam ediyorlar.
“Eh, artık oradan evlerine gidiyorlardır herhalde” dediğinizi duyar gibiyim. İnsanca, pek insanca… Ama öyle olmuyor. Buradan çıkan öğrencilerin çoğu, hagwon adı verilen özel kurslara devam ediyor. Gecenin 11’ine kadar dersler devam ediyor. Ancak bundan sonra eve dönüp yatıyorlar.
Sabah 8’de tekrar okul başlıyor.
Koreli çocukların sınıfta neden uyukladıkları şimdi netleşmiştir: Yorgunluktan öldükleri için! Aslında terlik ve yastık yanında sınıfa bir de pijama getirseler yeridir!
Üstelik bu çocukcağızlar yaz tatillerinde de bu haldeymiş. Hatta yazın kütüphanelerde çalışacak yer kalmıyor. Bu yüzden saati 4 Dolar’dan küçük, klimalı kütüphane odaları kiralıyorlarmış.
 
Kore ile Finlandiya’nın farkları nerede?
Ji, sadece akademik başarının değer gördüğü bir sisteme doğmuş bir çocuk. Ruhsal, duygusal ve fiziksel sağlığını yitiren birçok çocuktan biri. Sadece akademik baskı değil, uykusuzluk bile bu çocukları delirtmede başlı başına bir etken olabilir.
Ji, elbette uç bir örnek. Ama Koreli çocukların duygusal sağlığını inceleyen araştırmalar, çocuklarda genel olarak akademik stres ve depresyonun yaygın olduğuna işaret ediyor. Nasıl olmasın ki?
PISA’daki olağanüstü başarısı ve defalarca birinci olmasıyla dünyaca ün kazanan bir diğer ülke Finlandiya. Ama Kore’den farklı olarak, Finlandiya’nınki sağlıklı bir başarı modeli.
Peki Finlandiya’da ne farklı?
Öncelikle, rekabet değil işbirliği kültürü hakim. Çocuklar çalışmayı seviyorlar. Hayatta başarı için çalışmayı önemli buluyorlar. Eğitimlerinin sorumluluğunu üstleniyorlar. Aileleri ve öğretmenleri de bu konuda onlara güveniyor. Aileler okula fazla karışmıyor.
Ama çocuklar çalışırken bir yandan kendilerine ve hobilerine de yeterince zaman ayırabiliyorlar.
Yürüyen skorlar olarak değil, kimlik sahibi bireyler olarak görülüyorlar.
Finlandiya’daki eğitim sisteminde korku iklimi değil, sevgi ve güven iklimi hakim.
Kısacası, Finlandiya “aklı başında bir başarı” örneği. Güney Kore’de ise “aklını kaçırmış bir başarı” modeli var.
Elbette Finlandiya’daki başarı; sosyal, ekonomik, kültürel ekosistemin doğal bir uzantısı. Her ülke aynı modeli uygulayabilir, ama büyük olasılıkla aynı sonucu alamaz. Kes yapıştır yöntemler işe yaramaz. Ülkeler, en iyi uygulamaları inceleyip, kendi gerçeklerine ve ihtiyaçlarına uygun bir model tasarlamalı.
Aile ve okul düzeyinde ne yapmak gerek? Çocuğun akademik başarısına odaklanırken; sosyal, fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını ihmal etmemek…
Okulda başarı önemli, ama hayatta başarı bambaşka nitelik ve beceriler gerektiriyor.
Bir dahaki sefer Asyalı çocukların akademik başarısını duyunca “Bravo!” diyebilecek misiniz?
 
Kaynak: www.bahareris.net
1 Amanda Ripley (2013). The Smartest Kids in the World. NY, NY: Simon & Schuster.
2 http://www.oecd.org/pisa/keyfindings/PISA-2012-results-snapshot-Volume-I-ENG.pdf
PISA, “Program for International Student Assessment”in baş harflerinin kısaltması: Yani, “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı”. Programın mimarı, Türkiye’nin de üyesi olduğu OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü). 15 yaşındaki öğrenciler; matematik, fen ve okuma alanlarında sınava tabi tutuluyor. En son 2012’deki sınavda 65 ülke yer aldı. Kore 5., Türkiye 54. oldu.